Aracınızı konsinye olarak bırakın, satışını biz halledelim.
Aracınızı Yenikoy Motors güvencesiyle satışa çıkartın. Profesyonel fotoğraf çekimi, detaylı tanıtım ve geniş müşteri ağımız ile aracınızı en kısa sürede satıyoruz.
Stüdyo kalitesinde çekim
Kapsamlı araç bilgileri
Garantili işlem güvenliği
Kısa sürede alıcı bulma
Aracınızın gerçek değerinde nakit teklif alın.
Uzman ekibimiz aracınızı değerlendirir ve size en uygun fiyat teklifini sunar. Tüm işlemler güvenli ve hızlı bir şekilde tamamlanır.
Profesyonel değerlendirme
Hızlı ve güvenli ödeme
Kolay ve hızlı süreç
Kısa sürede sonuç
Aradığınız aracı bize bildirin, sizin için bulalım.
İstediğiniz marka, model ve özellikleri bize iletin. Geniş ağımız sayesinde aradığınız aracı en kısa sürede sizin için buluyoruz.
Binlerce araç seçeneği
Size özel hizmet
En uygun fiyatlar
Anında geri dönüş
G-Wagen… veya “Geländewagen”... Artık hangisiyle isimlendirmek isterseniz o size kalmış. Ancak dünya otomotiv tarihine böylesine damga vurmuş bir aracın — bir ikonun — hikâyesi, günümüzde sadece statü ve lüks göstergesi olmanın çok ötesinde.
Arazi araçları, savaş endüstrisinin atlardan içten yanmalı motorlara geçişiyle hayat buldu. Amerikan Ordusu’nun Jeep üretimi arazi araçları, II. Dünya Savaşı’nın kanlı cephelerinde görülmeye başlandığından beri sivil hayatta da bu yüksek torklu araçlarla zorlu arazileri fethetme güdüsü önemli bir yer edindi. Savaşın ardından, askeri üretimden sivil otomotive evrilen endüstriyle birlikte bu araçlar pazarda önemli bir pay kazandı. Ta ki petrol krizine kadar… Arap Devletleri’nin küresel petrol arzını kısıtlamasıyla birlikte yakıt tüketimi yüksek araçların payı hızla küçüldü.
Arazi araçlarının hikâyesine yaptığımız bu kısa girizgâhın ardından asıl konumuz olan G-Class’a gelelim. G-Class, 1972’de Daimler-Benz ile Steyr-Daimler-Puch arasında imzalanan bir iş birliğiyle ortaya çıktı. Tıpkı önceki arazi araçları gibi, Avrupa’da artan askerî ihtiyaçların gölgesinde şekillendi. Ancak bu hikâyenin doğuşunda oldukça ilginç bir söylenti var: Dönemin ve son İran Şahı Mohammad Reza Pehlevi’nin, İran Ordusu için bu tarz bir araç üretilmesini istemesi. Söylentiye göre, projenin başlamasında Şah’ın o dönemde Mercedes-Benz hissedarlarından biri olmasının da payı büyüktü.
Fikrin ortaya atılmasının ardından Alman mühendisler, her koşulda ilerleyebilen bir araç üretme hedefiyle kolları sıvadı. İlk prototipler; çöl, kar ve bataklık gibi zorlu coğrafyalarda test edildi. 1975’te Avusturya’nın Graz kentinde özel bir üretim hattı kuruldu. Ve 1979’da, dünya ilk G-Class ile tanıştı. Kaderin cilvesi: Aynı yıl, Şah Reza Pehlevi İran İslam Devrimi ile tahtını kaybederken, muazzam otomobil koleksiyonuyla birlikte doğmasına önayak olduğu G-Wagen’i de hiç göremedi.
Uzun test süreçlerinin ardından geliştirilen bu araç, kısa sürede Alman mühendisliğinin ve askerî disiplinin vücut bulmuş hâli olarak anılmaya başladı. Alman panzerlerine selam duracak kadar dayanıklı olan G-Class, birçok ülke ordusunda görev aldı. Alman Bundeswehr ordusunda “Wolf” kod adıyla, Arjantin’den Norveç’e kadar farklı ordularda hizmet verdi. Aynı dönemde, Papa II. Jean Paul için üretilen özel “Popemobile” versiyonu da tarihe geçti. Bir yandan kutsal törenlerde, bir yandan savaş alanlarında yer alan G-Wagen, özündeki çok yönlülüğün en güzel örneğini sergiledi.


1990’lara gelindiğinde G-Class artık yalnızca bir “görev aracı” değil, bir statü simgesi hâline gelmişti. Yeni şasi kodu W463, konforu ve lüksü ön plana çıkardı. Ahşap kaplamalar, deri döşemeler, gelişmiş güvenlik sistemleri... 1993’te tanıtılan 500 GE, 5.0 litrelik V8 motoruyla arazi aracını bir performans ikonuna dönüştürdü. Yine de Mercedes-Benz tek bir şeyi değiştirmedi: G-Class’ın köşeli, sert ve karakterli siluetini. Bu form, hem mühendislik hem de estetik anlamda “zamansız” kalmayı başardı.
2000’li yıllara gelindiğinde G-Class artık “lüks SUV” tanımının çok ötesindeydi. Hollywood yıldızlarından koleksiyonerlere kadar herkesin garajında bir G-Wagen vardı. Özellikle AMG G 55 ve ardından gelen G 63 AMG, performans tutkunları için adeta bir ikon hâline geldi. V8 motorunun gür sesi, şehir sokaklarında bile çamur kokusunu hissettiriyordu. 2013’te üretimin sona ereceği söylentileri yayıldığında, gelen küresel tepki Mercedes-Benz’i geri adım atmaya mecbur bıraktı: “G-Class asla ölmez.”
Bugün G-Class denince akla gelen ilk isim hiç şüphesiz G 63 AMG. El işçiliğiyle üretilen 4.0 litrelik V8 Biturbo motor, 585 PS güç ve 850 Nm torkla bu efsaneyi çağımıza taşıyor. Ancak bu rakamlar yalnızca teknik veriler değil; G-Wagen’in genetik kodunun modern yorumları. AMG mühendisleri, G-Class’ın köşeli siluetini koruyarak ona bambaşka bir ruh kazandırdı. Akıllı AMG Performance 4MATIC sistemi, 9 vitesli AMG SPEEDSHIFT TCT şanzıman ve AMG RIDE CONTROL+ süspansiyonla birleştiğinde ortaya çıkan sonuç, her zeminde aynı karakteri koruyan bir performans canavarı.
Tıpkı 1979’da olduğu gibi, her G-Class bugün de Schöckl Dağı’nın test parkurundan geçmeden teslim edilmiyor. Yani ister Viyana’nın dar sokaklarında, ister Kapadokya’nın toprak yollarında olun — bir G 63 AMG direksiyonunda geçmişle bugün arasında görünmez bir köprüye dokunuyorsunuz.
G 63 AMG yalnızca bir SUV değil; mekanik sadakat ile modern gücün kusursuz dengesi. Kökeninde askerî disiplin, üzerinde el işçiliği, içinde saf mühendislik barındırıyor. Ve her yeni nesil G 63 AMG, Mercedes-Benz’in mottosunu yeniden kanıtlıyor:
“Yol bittiğinde, gerçek yolculuk başlar.”
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Aynı zamanda analatik çerezler de kullanıyoruz. Çerezleri reddetmek istiyorsanız detaylı bilgi için tıklayınız.