Gelenekle İnovasyonun Aynı Direksiyonda Buluştuğu Nokta - Öge Özalp ile Hayat, Tutku ve Aston Martin

Yoğun iş temposu, sporun disiplinli dünyası ve yüksek beklentiler…


Turizm ve organizasyon sektöründeki uzun yıllara dayanan kariyerini, Su Topu Federasyonu’ndaki yöneticilik rolüyle birleştiren Öge Özalp, hayatın her alanında aynı bakış açısını benimsiyor: Gelenekten kopmadan yenilenmek. Aston Martin DBX707 ise bu yaklaşımın hem simgesi hem de tamamlayıcısı.


1. Kariyer yolculuğunuza baktığınızda, sizi bugüne taşıyan ana dinamik neydi?


Hayatım boyunca şuna çok inandım: Bir işi gerçekten severek yapmıyorsanız, o işte sürdürülebilir bir başarı yakalamanız çok zor. Kariyerim turizmle başladı; otelcilikten seyahat acenteciliğine kadar farklı alanlarda çalışarak sektörün birçok tarafını birebir deneyimledim. Bu dönem bana organizasyon kurmanın, insan yönetmenin ve bir yapıyı ayakta tutmanın ne anlama geldiğini öğretti.


Son üç yıldır ise bu birikimi çok farklı bir alanda, Türkiye Su Topu Federasyonu’ndaki asbaşkanlık görevimde kullanıyorum. Bugün federasyonda yaptığımız iş; su topunu Türkiye’de daha görünür, daha güçlü ve uluslararası alanda rekabetçi bir branş hâline getirmek. Geçmişte farklı sektörlerde edindiğim disiplin, yenilikçilik ve cesur karar alma refleksi, bugün spordaki yaklaşımımın da temelini oluşturuyor.


2. Su topu hayatınızda nasıl bu kadar merkezi bir yere oturdu?


Aslında her şey oldukça doğal gelişti. Son 25 senedir yazları Burgazada’da geçen bir hayat, adanın geleneksel sporu olan su topuyla ister istemez sizi buluşturuyor. Eşim eski bir milli su topçusu, kayınbiraderim milli sporcu… Oğlumun da küçük yaşlardan itibaren bu sporu yapmasıyla, su topu aile hayatımızın bir parçası hâline geldi.


Başlangıçta izleyici ve veli olarak dâhil olduğum bu yolculuk, zamanla sorumluluk almam gerektiğini hissettiğim bir noktaya evrildi. Bugün federasyonda aktif görev alırken, sporun yalnızca sahadaki mücadeleden ibaret olmadığını çok net görüyorum. Masa başındaki ilişkiler, uluslararası temaslar ve cesur kararlar da en az havuzdaki performans kadar belirleyici.


3. Hayatınızda ve tercihlerinizde “gelenek” ile “inovasyon” arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?


Benim için gelenek ve inovasyon birbirine zıt kavramlar değil, tam tersine birbirini tamamlayan unsurlar. Hayatta da, işte de, otomobil tercihlerimde de bunu çok önemsiyorum. Geleneksel değerleri tamamen terk edip sadece yeni olanın peşinden koşmak bana hiçbir zaman doğru gelmedi. Asıl mesele, köklü olanı koruyarak yeniyi onun içine doğru şekilde yerleştirebilmek.


Aston Martin DBX’te bunu çok net hissediyorum. Örneğin eski tip düğmeli vites paneli benim için çok özel bir detaydı. Son derece modern ve inovatif bir otomobilin içinde, geçmişten gelen bir tasarım anlayışının korunması sizi hem özel hissettiriyor hem de markanın ruhunu yaşatıyor. Hayata bakışımda da durum aynı; geçmişten aldığım deneyimi bugünün şartlarına uyarlayarak ilerlemeyi tercih ediyorum.


4. Bu yoğun tempo içinde sizi zihinsel olarak ayakta tutan şey nedir?


Yoğun bir iş ve spor temposu içinde insanın kendine ait bir alan yaratması çok kıymetli. Benim için bu alan direksiyon başı. Sabahın erken saatlerinde, şehir henüz uyanmamışken arabaya binip kısa bir tur atmak, zihinsel olarak beni inanılmaz rahatlatıyor.


Sürüş sırasında dış faktörlerden uzaklaşıyorsunuz. Telefonlar susuyor, gündelik koşturma duruyor ve düşünmeye alan açılıyor. Birçok kararımı, inovatif fikirlerimi, planlarımı ve hatta çözümünü aradığım meseleleri araba kullanırken netleştirdiğimi fark ediyorum. Bu yüzden sürüş benim için bir ihtiyaçtan çok bilinçli bir ritüel.


5. Yaşam tarzınızı ve hayata bakışınızı nasıl tanımlarsınız?


Özgürlük. İstediğim an, istediğim şeyi yapabilme özgürlüğü. Bu bazen sabah erkenden ani bir kararla yola çıkıp Kartepe’de bir çay içmek oluyor; bazen deniz kenarında yenilen sade bir balık, bazen de arkadaşlarla içilen uzun bir kahve.


İstanbul da bu özgürlük anlayışımın ayrılmaz bir parçası. Kaotik ama ilham verici bir şehir. Bana kalırsa dünyanın en güzel şehri; yaşayabileceğim tek şehir… Tarihi, denizi, mutfağı, mimarisi, sanatı ve çok kültürlü yapısıyla insanı besliyor. Buranın karmaşası, trafiği, gürültüsü, acelesi bile bana iyi geliyor. Tekdüzelikten ziyade hareket, çeşitlilik ve canlılık beni ayakta tutuyor.


6. Otomobil sizin hayatınızda nasıl bir yere sahip?


Otomobil benim için özgürlük, tutku ve tamamen kendime ayırdığım özel bir alan. Direksiyon başına geçtiğim anda günlük hayatın temposundan kopuyor, kendimle baş başa kalıyorum. Bu yüzden sürüş benim için sadece bir yerden bir yere gitmek değil, bilinçli olarak yarattığım bir zaman dilimi.


Aslında işim ve evim birbirine çok yakın; çoğu yere yürüyerek de ulaşabilirim. Yani otomobili zorunluluktan kullanan biri değilim. Aksine, sırf aracı sürmek için kendime zaman ayırdığım, yolumu uzattığım anlar oluyor. Benim için otomobil, hayatın içinde kaçtığım bir alan değil; bilerek girdiğim, keyif aldığım bir alan.



7. Aston Martin ile yolunuz nasıl kesişti ve DBX707’yi tercih etmenizde hangi faktörler etkili oldu?


Bir noktada kendimi bu markaya hazır hissettim. Daha önce SUV segmentinde çok sayıda farklı araç kullandım; performans ve hız benim için her zaman önemliydi. Ancak DBX707’in farkı, güçlü bir duruşa sahip olmasına rağmen bunu asla rahatsız edici bir şekilde sergilememesi.


İnsanlar Aston Martin olduğunu elbette görür görmez anlıyor, fakat üzerinize gelmiyor; bu da ciddi bir mahremiyet hissi yaratıyor. 707’yi seçmemin sebebi de buydu. Daha düşük bir versiyonu tercih edebilirdim ama içimde “keşke” kalmasını istemedim. İyi ki de böyle yaptım. Zaten DBX707 aracım önceden vardı; fakat bu kadar beğenince gidip aynı aracın sıfırını da aldım.


8. Aston Martin sahibi olmak sizin için ne ifade ediyor?


Benim için Aston Martin sahibi olmak, kesinlikle sadece bir otomobile sahip olmak değil; belirli bir dünyaya, bir bakış açısına dâhil olmak anlamına geliyor. Showroom’unuza gelip vakit geçirmek, aracımı alıp Service Centre’ye bakıma getirmek, o atmosferin içinde bulunmak bile bu deneyimin doğal bir parçası. Kimse standart marka bir aracın bayisine hafta sonu uğrayıp kahve içeyim diye gitmez; fakat Aston Martin için bu durum çok olağan.


Aston Martin ile birlikte otomobil kavramı, bir topluluğa ait olma hissine dönüşüyor. Aynı bakış açısına sahip insanlarla bir araya gelmek, birlikte sürüşler yapmak, özel etkinlik ve davetlerde buluşmak… Otomobil burada bir araçtan öte, bir bağ kurucu hâline geliyor. Yoksa otomobil dediğiniz dört teker; asıl farkı yaratan, bu markayla birlikte hissettiğiniz ayrıcalık ve aidiyet duygusu.


9. DBX707’yi sizin gözünüzde özel kılan özellikler ve sizde uyandırdığı duygular neler?


DBX707, farklı karakterleri aynı anda taşıyabilen nadir otomobillerden biri; çok özel bir araba. Bir spor otomobil kadar çevik ve atak, bir limuzin kadar konforlu, bir SUV kadar fonksiyonel. SUV gibi SUV… Uzun yolda sizi yormuyor; aksine sizinle birlikte, eş zamanlı hareket ediyor.


Ayağınızın altında her an kullanılmayı bekleyen bir güç var. Adeta bir opera salonunda opera dinliyormuşsunuz gibi bir atmosfere sahip; istediğinizde ise bir aslanın kükremesini duyabileceğiniz bir motor gücü sunuyor.


DBX707 bende çok net bir kontrol ve uyum hissi uyandırıyor. Araç benimle eş zamanlı hareket ediyor; direksiyonun başına geçtiğim anda ne istediğimi hissediyor ve buna karşılık veriyor. Ayağınızın altında her an hazır bekleyen ciddi bir güç var ama bu güç asla kontrolsüz ya da rahatsız edici hissettirmiyor. Aksine son derece dengeli ve konforlu.


Bir de işin çok net bir ego tarafı var. DBX707, egonuzu kaşıyabileceğiniz en güzel ve en sağlıklı materyal. Ama bunu kimseye üstünlük kurmadan, kimseyi rahatsız etmeden yapıyorsunuz. Bu tamamen kendinizle ilgili bir his. Kendinize odaklısınız; başkalarına bir şey ispat etme ihtiyacı yok. Güçlü olduğunuzu size hissettiriyor ama bunu bağırarak değil, sessiz bir özgüvenle yapıyor. Benim için DBX’i özel kılan duygulardan biri de tam olarak bu.


10. Aston Martin’in “Power. Beauty. Soul.” felsefesi sizin hayatınızda neye karşılık geliyor?


Mevlânâ’nın “Hamdım, piştim, yandım.” sözü bu noktada çok şey anlatıyor. İnsan başlangıçta bir araç aldığında, ayağını yerden kesmesi için alır. Birkaç denemeden sonra kendisine daha uygun olan aracı alıp pişer. Yanma kısmına geldiğinde ise, artık daha özel bir şey arar; kendisini, ruhunu ve karakterini temsil edecek bir şey… Aston Martin benim için tam olarak böyle bir noktada duruyor.


Bazı şeyleri erken yaşta denemekle, belli bir yaştan sonra denemek aynı hissi vermiyor. Orson Welles’in meşhur bir sözü vardır: “Ben genç olmanın ne olduğunu bilirim; ama sen yaşlılığın ne olduğunu bilemezsin.”


Bazen sahip olduklarınız sizi bu “yanma” evresine taşır. Düşünebiliyor musunuz, DBX707 Türkiye’de sadece 13 adet satılmış. Türkiye’deki o 13 kişiden biri olmak… Gücü hissetmek, güzelliği görmek ve ruhla bağ kurmak… DBX bu üç kavramı somutlaştırıyor. Aston Martin sahibi olmak, sadece dört tekerlekli bir araca sahip olmak değil; belirli bir olgunluk ve yaşam bakışının parçası olmak demek.


Bu röportaj, Aston Martin DBX707’nin yalnızca teknik gücünü değil; bir yaşam biçimi, bir duruş ve bir ruh olarak nasıl konumlandığını ortaya koyuyor. Öge Özalp’in anlattıkları, direksiyon başında kurulan bağın hayatın genel ritmini nasıl etkilediğini güçlü bir şekilde yansıtıyor.

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Aynı zamanda analatik çerezler de kullanıyoruz. Çerezleri reddetmek istiyorsanız detaylı bilgi için tıklayınız.